Sokrates, toplumun ahlaki değerlerine başkaldırdığı için M.Ö. 399 yılında Atinalı Meletos, Anytos ve Lykon tarafından hakim karşısına çıkarılmıştır.Gençleri ahlaksızlığa ve isyana teşvik etmek gerekçeleri, Sokrates'in dinden çıkmış olabileceğini düşündürüyordu.Fakat Sokrates o dönemdeki dini kuralları eksiksiz bir biçimde uyguladığı için bu iddiayı kanıtlamak güçtü.Bu suçlamalar, aslında bir kesimin Sokrates'e karşı derin öfkenin sonucuydu.
Sokrates'in siyasi yaşamla içli dışlı olmasının ona bu sonu hazırladığını söyleyebiliriz.Çünkü o dönem siyasiler ve aristokratlar da Sokrates'in etkisi altında kalmıştır.Çünkü Sokrates hitabet gücüyle insanları etkilemeyi başarıyordu.
Sokrates'e düşman olan kesimin bu davada beklediği tek şey vardı. Onun idamını sağlamak... Nitekim, bu bekledikleri de oldu... Mevcut yasalarda pek karşılığı olmasa da, mahkeme onun suçlu olduğuna karar verdi ve Sokrates ölüm cezasına çarptırıldı.
´´Birşey biliyorsam o da hiç birşey bilmediğimdir´´ sözüyle ne kadar mütevazi biri olduğunu bizlere göstermektedir. Şu da bir gerçektir... Sokrates'in düşünsel bazdaki gücü her zaman insanları etkilemiştir ve etkilemeye devam edecektir...
25 Haziran 2008 Çarşamba
15 Ocak 2008 Salı
Yazar:Yavuz Bahadıroğlu
Kitap:Yaşam Bir Avuç Gül Bir Tutam Diken
ÜMİT SİZSİNİZ...
Bu kitapta hayatınıza yön verecek farklı hikayeler yer alıyor.Bir masal var ki, sizlerle paylaşmak istiyorum. Masalın adı büyüklere eski bir kurbağa masalı, ama sadece büyüklerimizin değil küçüklerimizin ve gençlerimizin de ders çıkaracağı bir masal bu...
Bir varmış, bir yokmuş...
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde birbiriyle yakın arkadaş iki kurbağa varmış...
Kurbağalardan biri olumsuz, ümitsiz, tembel, maralsiz, neşesiz, somurtkan hayatın yalnızca maddi boyutuna kilitli imiş...
Diğeri ise şen,neşeli, güleç, olumlu, ümit dolu, sevecen ve çalışkanmış...
Bir gün birlikte hoplayıp zıplarken, olumlu kurbağa bir süt kavanozuna düşmüş...Çırpınmış çırpınmış, ama kurtulamamış.Olumsuz kurbağa dışardan arkadaşını seyrediyor, çırpınmalarına hiç anlam veremiyormuş."Elimden bir şey gelmediği için çok üzgünüm" demiş,"aslında senin elinden de bir şey gelmeyeceğini bile bile neden hala çırpınıp yorulduğunu çok merak ediyorum."
Olumlu kurbağa bir taraftan var gücüyle zıplayıp kavanozdan kurtulmayı denerken, diğer taraftan olumsuz arkadaşına cevap yetiştirmiş."Çünkü elimden geleni yapmak istiyorum.""Yapacaksın da ne olacak?O kavanozdan kurtuluş yok ki..."Deneyeceğim." Olumlu kurbağa, önünde iki ihtimal olduğunu düşünmüş:Ya şartlara teslim olup boğulacak, ya da ölene kadar çırpınıp kurtulmaya çalışacak.Kararını çoktan vermiş."Hiç denemeden teslim olup ölmektense,şağ kalmak için çabalarken ölürüm."Kurbağacık olumsuz arkadaşının hüzünlü bakışları altında çırpınmış çırpınmış...Çırpındıkça süt karışmış, karıştıkça çalkalanmış, çalkalandıkça katılaşıp yağ tutmuş...Yağ sert olduğu için kurbağacık arka ayaklarının üstünde zıplayıp, kavanozun ağzından dışarı çıkmış.
Bu masaldan çıkaracağımız ders tabi ki en zor şartlarda bile ümidimizi kaybetmemeliyiz.Hayata teslim olmak yerine elimizden geleni yaparak ayakta kalmaya çalışmalıyız.
Yavuz Bahadıroğlu'nun kitabında dediği gibi:
Ya ümitsizsiniz, ya ÜMİT SİZSİNİZ...
Ya çaresizsiniz, ya ÇARE SİZSİNİZ...
Kitap:Yaşam Bir Avuç Gül Bir Tutam Diken
ÜMİT SİZSİNİZ...
Bu kitapta hayatınıza yön verecek farklı hikayeler yer alıyor.Bir masal var ki, sizlerle paylaşmak istiyorum. Masalın adı büyüklere eski bir kurbağa masalı, ama sadece büyüklerimizin değil küçüklerimizin ve gençlerimizin de ders çıkaracağı bir masal bu...
Bir varmış, bir yokmuş...
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde birbiriyle yakın arkadaş iki kurbağa varmış...
Kurbağalardan biri olumsuz, ümitsiz, tembel, maralsiz, neşesiz, somurtkan hayatın yalnızca maddi boyutuna kilitli imiş...
Diğeri ise şen,neşeli, güleç, olumlu, ümit dolu, sevecen ve çalışkanmış...
Bir gün birlikte hoplayıp zıplarken, olumlu kurbağa bir süt kavanozuna düşmüş...Çırpınmış çırpınmış, ama kurtulamamış.Olumsuz kurbağa dışardan arkadaşını seyrediyor, çırpınmalarına hiç anlam veremiyormuş."Elimden bir şey gelmediği için çok üzgünüm" demiş,"aslında senin elinden de bir şey gelmeyeceğini bile bile neden hala çırpınıp yorulduğunu çok merak ediyorum."
Olumlu kurbağa bir taraftan var gücüyle zıplayıp kavanozdan kurtulmayı denerken, diğer taraftan olumsuz arkadaşına cevap yetiştirmiş."Çünkü elimden geleni yapmak istiyorum.""Yapacaksın da ne olacak?O kavanozdan kurtuluş yok ki..."Deneyeceğim." Olumlu kurbağa, önünde iki ihtimal olduğunu düşünmüş:Ya şartlara teslim olup boğulacak, ya da ölene kadar çırpınıp kurtulmaya çalışacak.Kararını çoktan vermiş."Hiç denemeden teslim olup ölmektense,şağ kalmak için çabalarken ölürüm."Kurbağacık olumsuz arkadaşının hüzünlü bakışları altında çırpınmış çırpınmış...Çırpındıkça süt karışmış, karıştıkça çalkalanmış, çalkalandıkça katılaşıp yağ tutmuş...Yağ sert olduğu için kurbağacık arka ayaklarının üstünde zıplayıp, kavanozun ağzından dışarı çıkmış.
Bu masaldan çıkaracağımız ders tabi ki en zor şartlarda bile ümidimizi kaybetmemeliyiz.Hayata teslim olmak yerine elimizden geleni yaparak ayakta kalmaya çalışmalıyız.
Yavuz Bahadıroğlu'nun kitabında dediği gibi:
Ya ümitsizsiniz, ya ÜMİT SİZSİNİZ...
Ya çaresizsiniz, ya ÇARE SİZSİNİZ...
27 Kasım 2007 Salı
Beyin Gücünüzü %100 Kullanmak
Yazar:Scott Witt
Kitap:Beyin Gücünü %100 Kullanma Tekniği
Bir işe harcadığınız zamanı yarıya indirmek, karşılaştığınız herkesin ismini hatırlayabilmek, bilgi iletişim metoduyla olayları, tarihleri, rakamları akılda tutabilmek, herhangi bir konuyu hızlı öğrenmek, başkalarının takılıp kaldığı sorunların üstesinden gelebilmek, Size en çok yardımı dokunacak insanları kazanabilmek, sıradan bir insanın bir bölümü okuyacağı sürede, bütün bir kitabı okuyabilmek ve ondan daha fazla bilgi edinmek, kendinize yüksek hedefler koymak ve bunları elde etmek ister misiniz?Bunları gerçekleştiricek metodlar, bu önemli kitap içinde 14 adımda verilmiştir.
Bir tanıdığım, kitabı eline aldığında rastgele bir sayfa seç ve oku, kitabı kapat ve tekrardan bir sayfa aç o sayfayı da oku kafan karıştıysa, o kitap sana çok önemli bilgiler vereceğinden hiç şüphe etme diye öğüt vermişti...Bende bu kitabı bu öğüdü uygulayarak okumaya başlamıştım.Hiç pişman olmadım.Sizin de okumanızı tavsiye ediyorum.Unutmayın ki günümüzde, dünyanın her alanda önde gelen insanları, bu başarılarını bizden zeki olmalarına değil, zekalarını nasıl kullanmaları gerektiğini bilmelerine borçludurlar.
Kitap:Beyin Gücünü %100 Kullanma Tekniği
Bir işe harcadığınız zamanı yarıya indirmek, karşılaştığınız herkesin ismini hatırlayabilmek, bilgi iletişim metoduyla olayları, tarihleri, rakamları akılda tutabilmek, herhangi bir konuyu hızlı öğrenmek, başkalarının takılıp kaldığı sorunların üstesinden gelebilmek, Size en çok yardımı dokunacak insanları kazanabilmek, sıradan bir insanın bir bölümü okuyacağı sürede, bütün bir kitabı okuyabilmek ve ondan daha fazla bilgi edinmek, kendinize yüksek hedefler koymak ve bunları elde etmek ister misiniz?Bunları gerçekleştiricek metodlar, bu önemli kitap içinde 14 adımda verilmiştir.
Bir tanıdığım, kitabı eline aldığında rastgele bir sayfa seç ve oku, kitabı kapat ve tekrardan bir sayfa aç o sayfayı da oku kafan karıştıysa, o kitap sana çok önemli bilgiler vereceğinden hiç şüphe etme diye öğüt vermişti...Bende bu kitabı bu öğüdü uygulayarak okumaya başlamıştım.Hiç pişman olmadım.Sizin de okumanızı tavsiye ediyorum.Unutmayın ki günümüzde, dünyanın her alanda önde gelen insanları, bu başarılarını bizden zeki olmalarına değil, zekalarını nasıl kullanmaları gerektiğini bilmelerine borçludurlar.
06 Kasım 2007 Salı
Binlerce kilometrelik bir yolculuk bir tek adımla başlar...
´´Anlamlı, doyumlu ve sağlıklı bir yaşam kaliteli bir yaşamdır.Ailede kalite, işte kalite, toplumda kalite, sürekli etkileşim yumağı içinde olduğumuzun farkında olan, biz bilincine varmış kişilerin gerçekleştirebileceği bir olgudur.İçimizdeki Biz, kalite bilincinin temelidir.
İçimizdeki Biz gerçeğini yaşayan insanların oluşturduğu toplumda, trafik ışığında motoru stop eden arabanın sürücüsüne küfür yerine yardım eli uzanır; insanlar topraklarına sahip çıktıkları kadar ağaçlarına, kuşlarına, balıklarına da sahip çıkarlar.Çocuklarının geleceklerinin denize akmasını önlerler.Evlerinin içi kadar sokaklarının ve kentlerinin temizliğine de önem verirler.´´diye anlatır Doğan Cüceloğlu kalite bilincinin temelini...
Doğan Cüceloğlu'nun İçimizdeki Biz kitabı gerçekten içimizdeki cevheri çıkartmak için yazılmış sanki...Mesela Kitapta yer alan bazı sözleri sizlerle paylaşmak istiyorum.´´İnsan, geçmişin hatalarından pişmanlık duyarak gelişmez.Geleceğin olanaklarından heyecanlanıp, o olanaklara kendini adayan insan gelişir.Bir tek insan bir aileyi, bir tek insan bir ulusu, bir tek insan tüm dünyayı etkileme gücüne sahiptir.Dünya tarihi bunun örnekleriyle doludur.´´
Sonuç olarak, ister yönetici, ister lider, ister bekar, ister evli olun, yaşamınızda kalite istiyorsanız bu kitabın size söyleyecekleri olduğuna bende inanıyorum.
İçimizdeki Biz gerçeğini yaşayan insanların oluşturduğu toplumda, trafik ışığında motoru stop eden arabanın sürücüsüne küfür yerine yardım eli uzanır; insanlar topraklarına sahip çıktıkları kadar ağaçlarına, kuşlarına, balıklarına da sahip çıkarlar.Çocuklarının geleceklerinin denize akmasını önlerler.Evlerinin içi kadar sokaklarının ve kentlerinin temizliğine de önem verirler.´´diye anlatır Doğan Cüceloğlu kalite bilincinin temelini...
Doğan Cüceloğlu'nun İçimizdeki Biz kitabı gerçekten içimizdeki cevheri çıkartmak için yazılmış sanki...Mesela Kitapta yer alan bazı sözleri sizlerle paylaşmak istiyorum.´´İnsan, geçmişin hatalarından pişmanlık duyarak gelişmez.Geleceğin olanaklarından heyecanlanıp, o olanaklara kendini adayan insan gelişir.Bir tek insan bir aileyi, bir tek insan bir ulusu, bir tek insan tüm dünyayı etkileme gücüne sahiptir.Dünya tarihi bunun örnekleriyle doludur.´´
Sonuç olarak, ister yönetici, ister lider, ister bekar, ister evli olun, yaşamınızda kalite istiyorsanız bu kitabın size söyleyecekleri olduğuna bende inanıyorum.
25 Ekim 2007 Perşembe
Barış dolu günler geçirmemiz dileğiyle...
Kitap adı:Yanık Buğdaylar
Kitap yazarı:Ahmed Günbay Yıldız
Kitaplarını okumaktan zevk aldığım yazarlardan birtanesidir AHMED GÜNBAY YILDIZ...
Şiddetli bir yer sarsıntısının sebep olduğu bir felaket ve felaketten pay alanlar ile çıkar sağlayanların bitmeyen kavgasına ayna tutan bu romanda bize ait izler bulucaksınız.İçinde bulunduğumuz sosyal olguların minyatürünü sunuyor bizlere... Bu romanın tadını çıkarmanızı tavsiye ediyorum.
Bu hayatta sizlerin de bildiği gibi, hem iyiler hem de kötüler vardır.İyi ile kötü her zaman didişir durur.Önemli olan orta yolu bulup barışı sağlamaktır.Bizler ümidimizi yitirmemeliyiz bu konuda.Umut olmazsa hedefimize ulaşamayız, bu da bir gerçektir.Neyse daha fazla uzatmak istemiyorum, yorumlarınızı bekliyorum.
Bu güzel romanı bir solukta okumanız dileğiyle...HOŞÇAKALIN...
NOT:Ahmed Günbay Yıldız'ın özgeçmişini merak edenler için kısa da olsa bir bilgi verdim.İlgilenenlere duyurulur...
1941 yılında Tokat'ın Resadiye ilçesine bağlı Kızılcaören köyünde doğdu.Annesi Saniye Hanım, babası Haydar Bey'dir.Öğrenimine köyünde başladı ve on yaşına kadar orada sürdürdü. Daha sonra babasınin işi dolayısı ile Ankara'ya yerleşen ailenin bir ferdi olarak, Hüseyin Güllüce Ortaokulu ve Yeni Mahalle Lisesi'nde ögrenimini sürdürdü. Bu arada edebiyata ilgi duydu ve şiirler yazdi. İlk zamanlarda şiir bir tutku haline gelmişken, zamanla edebiyatın diğer dallarına ilgi duydu. Hikaye ve Deyimleri muhtelif dergi ve gazetelerde yayinlandi. En önemli çıkışını romanla yaptı ve romanda karar kıldı. İlk eseri "Çiçekler Susayınca" dir.Hayati boyunca çesitli insan tiplerini tanıma ve onlari tahlil edebilme yeteneğine sahip olan yazar, bunlari romanlarinda çok iyi bir sekilde kullanabilmiştir. Yazar, eserlerinde Türk toplumunun her kesimini ele aldı ve işledi. İyi ve kötü yönleri ile İnsan ve Toplum arasındaki etkileşimin ötesindeki sebepleri tespit etti ve gözler önüne serdi. Daha sonra da çözümü net bir şekilde gösterdi.
Şiir Kitapları:
Bahçemde Hazan
Al Yüreğim Senin Olsun
Yayınlanmış romanları:
· Çiçekler Susayınca
· Yanık Buğdaylar
· Boşluk
· Sitem
· Figan
· Azat Kuşları
· Aynada Batan Güneş
· Dallar Meyveye Durdu
· Bir Dünya Yıkıldı
· Sokağa Açılan Kapı
· Üç Deniz Ötesi
· Gurbeti Ben Yaşadım
· Sular Durulursa
· Ekinler Yeşerdikçe
· Mavi Gözyaşı
· Benim Çiçeklerim Ateşte Açar
· Gönül Yarası
· Aşka Uyanmak
· Ülkemin Açmayan Çiçekleri
· Sevdalar Sözde Kaldı
Kitap yazarı:Ahmed Günbay Yıldız
Kitaplarını okumaktan zevk aldığım yazarlardan birtanesidir AHMED GÜNBAY YILDIZ...
Şiddetli bir yer sarsıntısının sebep olduğu bir felaket ve felaketten pay alanlar ile çıkar sağlayanların bitmeyen kavgasına ayna tutan bu romanda bize ait izler bulucaksınız.İçinde bulunduğumuz sosyal olguların minyatürünü sunuyor bizlere... Bu romanın tadını çıkarmanızı tavsiye ediyorum.
Bu hayatta sizlerin de bildiği gibi, hem iyiler hem de kötüler vardır.İyi ile kötü her zaman didişir durur.Önemli olan orta yolu bulup barışı sağlamaktır.Bizler ümidimizi yitirmemeliyiz bu konuda.Umut olmazsa hedefimize ulaşamayız, bu da bir gerçektir.Neyse daha fazla uzatmak istemiyorum, yorumlarınızı bekliyorum.
Bu güzel romanı bir solukta okumanız dileğiyle...HOŞÇAKALIN...
NOT:Ahmed Günbay Yıldız'ın özgeçmişini merak edenler için kısa da olsa bir bilgi verdim.İlgilenenlere duyurulur...
1941 yılında Tokat'ın Resadiye ilçesine bağlı Kızılcaören köyünde doğdu.Annesi Saniye Hanım, babası Haydar Bey'dir.Öğrenimine köyünde başladı ve on yaşına kadar orada sürdürdü. Daha sonra babasınin işi dolayısı ile Ankara'ya yerleşen ailenin bir ferdi olarak, Hüseyin Güllüce Ortaokulu ve Yeni Mahalle Lisesi'nde ögrenimini sürdürdü. Bu arada edebiyata ilgi duydu ve şiirler yazdi. İlk zamanlarda şiir bir tutku haline gelmişken, zamanla edebiyatın diğer dallarına ilgi duydu. Hikaye ve Deyimleri muhtelif dergi ve gazetelerde yayinlandi. En önemli çıkışını romanla yaptı ve romanda karar kıldı. İlk eseri "Çiçekler Susayınca" dir.Hayati boyunca çesitli insan tiplerini tanıma ve onlari tahlil edebilme yeteneğine sahip olan yazar, bunlari romanlarinda çok iyi bir sekilde kullanabilmiştir. Yazar, eserlerinde Türk toplumunun her kesimini ele aldı ve işledi. İyi ve kötü yönleri ile İnsan ve Toplum arasındaki etkileşimin ötesindeki sebepleri tespit etti ve gözler önüne serdi. Daha sonra da çözümü net bir şekilde gösterdi.
Şiir Kitapları:
Bahçemde Hazan
Al Yüreğim Senin Olsun
Yayınlanmış romanları:
· Çiçekler Susayınca
· Yanık Buğdaylar
· Boşluk
· Sitem
· Figan
· Azat Kuşları
· Aynada Batan Güneş
· Dallar Meyveye Durdu
· Bir Dünya Yıkıldı
· Sokağa Açılan Kapı
· Üç Deniz Ötesi
· Gurbeti Ben Yaşadım
· Sular Durulursa
· Ekinler Yeşerdikçe
· Mavi Gözyaşı
· Benim Çiçeklerim Ateşte Açar
· Gönül Yarası
· Aşka Uyanmak
· Ülkemin Açmayan Çiçekleri
· Sevdalar Sözde Kaldı
23 Ekim 2007 Salı
BİR ŞEHİT SİLÜETİ
Siirt...Dağıyla, ovasıyla, eski bir şehir...Doğunun en ücra köşesinde varlığını sürdürmeye çalışan bir kent...Asil insanları, sevgi dolu dostlukları bu şehri bize gurbetin ötesinde sıla gibi sevdirdi.Eşim özel harekat timinde çalışıyor.Yani bir polis...Görevi icabı birkaç gün evden ayrıldı.Ben böyle zamanlarda eşi aynı görevde bulunan arkadaşım x' in evinde kalıyordum.Tabi o da beyinin görevi dışarıya çıktığı zamanlar bizde kalıyordu.Böylece bir dostluk oluşmuştu aramızda.Yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmiyordu.Sevgi dolu bir insandı.Bazen gece yarılarına kadar dertleşirdik.
İnsanın kendi evi gibisi yoktur.Ancak ´insan kendi evinde rahat eder` derler.Bu bizim için tam tersiydi.Bunda gurbetin verdiği sıkıntı da yok değildi hani... Her ne kadar Doğu insanı misafirperver idiyse de yalnız bir kadın için, burası yine de bir gurbet sayılırdı.Bu sebepten Allah'a böyle bir imkan tanıdığı bizi böyle can dostlarıyla tanıştırdığı için şükrediyordum.
O gece uzun uzun konuştuk arkadaşımla...Eşinin çeşitli yerlerde yaptığı görevlerden bahsetti.
Gece boyu dertleştik.Bir ara gözüm duvardaki bir fotoğrafa takıldı.Arkadaşıma bunun kim olduğunu sordum.O bana kaynı olduğunu söyledi.Genç ve yakışıklı bir erkekti.Onun bir harekat sırasında şehit düştüğünü öğrenince çok üzüldüm.Hele nişanlı olduğunu duyunca iki katına çıktı.Hani Yunus Emre genç ölümünü gök ekinin biçilmesine benzetir.Ve insanın içine ızdırap mağmaları gönderir.İşte ben de Yunus Emre gibi bu genç ve yakışıklı kişinin hayatının baharında ölüp gitmesine üzüntü duymuştum.Fakat bir teselli kalıyordu içimizde:Şehitlik...Vatan görevini yerine getirirken ölen büyük bir ihtimalle şehitlik mertebesine ererdi.Bu, o acıya bir merhem gibi geliyordu.Bu merhemin annesinin babasının yarasını nasıl serinlettiğini ve iyileştirğini düşündüm o an.Bir anne olarak bunu hissedebilirdim.Kızım Melisa daha küçüktü ama onun ölümü beni yıkardı, perişan ederdi.Ancak cennetin bir kuşu olduğunu düşünmek içime öz alevime su serpebilir ve beni teselli edebilirdi.
Bu düşüncelerle sohbetimize devam ettik.Ben sık sık o resimden şehitliğe, şehitlikten ötelere dalıp gidiyordum.
Arkadaşım benim rikkatli olduğumu ve hassas tabiatımı bildiği için biraz sonra yine konuyu kayınçosuna getirdi. ´O çok iyi, melek gibi bir insandı` dedi.Evet dedim ben de ´ Ruhun güzelliği insanın yüzüne yansırmış ` derler ne kadar doğruydu.
Biraz sonra yatma zamanımız gelmişti.Gece boyu sohbet bizi epeyce yormuştu.Ben, salondaki kanepede yatacaktım, arkadaşım, odasında, kızım, benim yanıbaşımda...Kanepeyi açıp sergileri koyup gitti arkadaşım...Uykusuzluktan gözlerim kapanıyordu, kızım mışıl mışıl uyuyordu.Ben de biraz sonra uyku aleminin tatlı iklimine yelken açacaktım.Biraz sonra göz kapaklarım ağırlaştı, vücudum gevşedi ve ben tatlı bir rahatlık hissederek uykuya geçiyordum ki, birden bir güç yatağın diğer yönüne çevirdi.Yorgun gözlerimi açtım bir de ne göreyim.Arkadaşımın kaynı...Heybetli bir vücut ve bu vücuda yakışan tertemiz uniforması ile yatağın yanındaydı adam.Ben o kadar korktum ki her tarafım zangır zangır titriyordu.Ensemden vücuduma sanki soğuk terler boşanıyordu.Yeşil bereli genç adam uzun müddet yanımda durduktan sonra sabah ezanı okunurken kayboldu.Ben sabah namazını kıldım.İçimden o korku ve ürperti hala gitmemişti.Sabah arkadaşıma olan biteni anlattım.O da çok şaşırdı bu duruma.Sabah kahvaltı boyunca bu konudan bahsettik.Şehitlik, Allah için, vatan için, ölümden konuştuk hep...
Ben ´ belki de bir şuuraltı imgesidir, bir siluettir ` dedim.Arkadaşım gördüğümün bir rüya olamayacağını, bir gerçek olmasının daha mantıklı olduğunu söyledi bana. Ben nerden bilyorsun dedim.O resme şevkatle ve merhametle bakarak gözünde birkaç damla yaş, cevap verdi:
Bugün kaynımın ölüm yıldönümü de ondan...
Bir sürü yazı yazmıştım, blog sayfamda sizlerle paylaşmak için, ama hepsini teker teker okuduğumda hiçbiri tatmin etmedi beni...İçimdeki duygu yoğunluğunu nasıl anlatabilirim, hele bugünlerde diye düşünürken Mehmet ERDOĞAN' IN KALEM SIRRA DOKUNDU kitabında yer alan yaşanmış bir hikaye geldi aklıma...Bu hikayeyi siz de okuyun istedim.Tüyleriniz diken diken olmuştur biliyorum.Ben de ilk okuduğumda öyle hissetmiştim.Daha söylenecek söz bulamıyorum.İnşallah içinde bulunduğum durumu aktarabilmişimdir sizlere...
Okunmak ve hayatımıza umut vermek için bekleyen bunun gibi birçok yazılarımı sizinle paylaşmak isterim.KALIN SAĞLICAKLA...
İnsanın kendi evi gibisi yoktur.Ancak ´insan kendi evinde rahat eder` derler.Bu bizim için tam tersiydi.Bunda gurbetin verdiği sıkıntı da yok değildi hani... Her ne kadar Doğu insanı misafirperver idiyse de yalnız bir kadın için, burası yine de bir gurbet sayılırdı.Bu sebepten Allah'a böyle bir imkan tanıdığı bizi böyle can dostlarıyla tanıştırdığı için şükrediyordum.
O gece uzun uzun konuştuk arkadaşımla...Eşinin çeşitli yerlerde yaptığı görevlerden bahsetti.
Gece boyu dertleştik.Bir ara gözüm duvardaki bir fotoğrafa takıldı.Arkadaşıma bunun kim olduğunu sordum.O bana kaynı olduğunu söyledi.Genç ve yakışıklı bir erkekti.Onun bir harekat sırasında şehit düştüğünü öğrenince çok üzüldüm.Hele nişanlı olduğunu duyunca iki katına çıktı.Hani Yunus Emre genç ölümünü gök ekinin biçilmesine benzetir.Ve insanın içine ızdırap mağmaları gönderir.İşte ben de Yunus Emre gibi bu genç ve yakışıklı kişinin hayatının baharında ölüp gitmesine üzüntü duymuştum.Fakat bir teselli kalıyordu içimizde:Şehitlik...Vatan görevini yerine getirirken ölen büyük bir ihtimalle şehitlik mertebesine ererdi.Bu, o acıya bir merhem gibi geliyordu.Bu merhemin annesinin babasının yarasını nasıl serinlettiğini ve iyileştirğini düşündüm o an.Bir anne olarak bunu hissedebilirdim.Kızım Melisa daha küçüktü ama onun ölümü beni yıkardı, perişan ederdi.Ancak cennetin bir kuşu olduğunu düşünmek içime öz alevime su serpebilir ve beni teselli edebilirdi.
Bu düşüncelerle sohbetimize devam ettik.Ben sık sık o resimden şehitliğe, şehitlikten ötelere dalıp gidiyordum.
Arkadaşım benim rikkatli olduğumu ve hassas tabiatımı bildiği için biraz sonra yine konuyu kayınçosuna getirdi. ´O çok iyi, melek gibi bir insandı` dedi.Evet dedim ben de ´ Ruhun güzelliği insanın yüzüne yansırmış ` derler ne kadar doğruydu.
Biraz sonra yatma zamanımız gelmişti.Gece boyu sohbet bizi epeyce yormuştu.Ben, salondaki kanepede yatacaktım, arkadaşım, odasında, kızım, benim yanıbaşımda...Kanepeyi açıp sergileri koyup gitti arkadaşım...Uykusuzluktan gözlerim kapanıyordu, kızım mışıl mışıl uyuyordu.Ben de biraz sonra uyku aleminin tatlı iklimine yelken açacaktım.Biraz sonra göz kapaklarım ağırlaştı, vücudum gevşedi ve ben tatlı bir rahatlık hissederek uykuya geçiyordum ki, birden bir güç yatağın diğer yönüne çevirdi.Yorgun gözlerimi açtım bir de ne göreyim.Arkadaşımın kaynı...Heybetli bir vücut ve bu vücuda yakışan tertemiz uniforması ile yatağın yanındaydı adam.Ben o kadar korktum ki her tarafım zangır zangır titriyordu.Ensemden vücuduma sanki soğuk terler boşanıyordu.Yeşil bereli genç adam uzun müddet yanımda durduktan sonra sabah ezanı okunurken kayboldu.Ben sabah namazını kıldım.İçimden o korku ve ürperti hala gitmemişti.Sabah arkadaşıma olan biteni anlattım.O da çok şaşırdı bu duruma.Sabah kahvaltı boyunca bu konudan bahsettik.Şehitlik, Allah için, vatan için, ölümden konuştuk hep...
Ben ´ belki de bir şuuraltı imgesidir, bir siluettir ` dedim.Arkadaşım gördüğümün bir rüya olamayacağını, bir gerçek olmasının daha mantıklı olduğunu söyledi bana. Ben nerden bilyorsun dedim.O resme şevkatle ve merhametle bakarak gözünde birkaç damla yaş, cevap verdi:
Bugün kaynımın ölüm yıldönümü de ondan...
Bir sürü yazı yazmıştım, blog sayfamda sizlerle paylaşmak için, ama hepsini teker teker okuduğumda hiçbiri tatmin etmedi beni...İçimdeki duygu yoğunluğunu nasıl anlatabilirim, hele bugünlerde diye düşünürken Mehmet ERDOĞAN' IN KALEM SIRRA DOKUNDU kitabında yer alan yaşanmış bir hikaye geldi aklıma...Bu hikayeyi siz de okuyun istedim.Tüyleriniz diken diken olmuştur biliyorum.Ben de ilk okuduğumda öyle hissetmiştim.Daha söylenecek söz bulamıyorum.İnşallah içinde bulunduğum durumu aktarabilmişimdir sizlere...
Okunmak ve hayatımıza umut vermek için bekleyen bunun gibi birçok yazılarımı sizinle paylaşmak isterim.KALIN SAĞLICAKLA...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)